8 Nisan 2012 Pazar

emar2

mr'ımı çektirdim.yalnız içerideki ses ilerde işitme bozukluklarına yol açabilir. gençken gittiğimiz mekanların kapısında bu ifadenin yazılı olduğu bir tabela vardı bence mr odasına da asmalılar. mr!a girmeden önce bir bilgi formu okutup imzalatıyorlar ama orda böyle bir bilgi okumadım zannedersem. sadece işlemi başlatmak için orada olan görevli seslerden korkma dedi.

 aynen böyle ve anlatılanların hepsi gerçekmiş. o takır tukur sesler, tabutumsu kapsül kapak, nefes alamama hali, kıpırdayamamak, zaman geçiyor mu yoksa bir yerde asılı mı kaldı. hiç birşey bilemiyorsunuz en fenası.
bedeniniz makineden dolayı sıcak ama ayaklarınız buz gibi.

bu macerayı da atlatmış olduk, dilerim aynı durumla bir daha karşılaşmam. ama şimdi daha önemli bir şey var tabi beni bekleyen sonuç. bakalım onu ne zaman alacağım, ve doktor ne diyecek filmime.

7 Nisan 2012 Cumartesi

emar

mr randevum geldi çattı sonunda. sabaha karşı 05.00'de. belimdeki ağrı oldukça hafifledi bu esnada, belki mr tarihlerini bu kadar uzak bir geleceğe atmalarının sebebi de budur. zaman her şeyin ilacı, bırakın efendim bu sürede siz iyileşmeye bakın böylece mr sorununuz olmaz. gecenin  sabaha varmak istediği bir saatte uykuda olursunuz.

asıl sorun hastanede neyle karşılaşacağım, yaklaşık bir aydır mr hikayesi dinliyorum, makinelerin markalarına kadar da öğrendim sanırım. ama insanların amacı beni endişeye sevkedip mr sırasında bana anlatılan, olmasını beklediğim o korkunç şeylerle karşılaşmayacığım için rahat hissettirmekmiş. bir de böyle bir kılıf söylediler.

umarım sorunsuz geçer. zira kapalı yerde kalma fobim yok ama nefes sorunum var.  herkes kapalı alandan bahsediyor, ama benim nefesim açık alandayken bile bazan bana yetmiyor. bakalım ne olacak.

3 Nisan 2012 Salı

kemik

omurgam isyana başladı sanırım ya da kemiklerim  ya da iskeletim. nasıl bir başkaldırıysa bir aydır çekmediğim çile kalmadı. sanki içimde günden güne beni yiyen bir canavar yaşıyor. dur sinyalleri bunlar biliyorum ama elimden birşey gelemez, bağlandı.

 daha belimi sakatlayalı bir ay olmadı haftaya bunun için manyetik rezonans (mr-emar)'a gireceğim derken, sabah sırtımı sakatladım hem de çorap giyerken ki çorabımı da giyerken temkinli davranıyorum yere oturuyorum ki belimi zorlamayayım. ama sanki bütün bu dikkati,özeni, imtinayı yapan ben değil de bir başkası imiş gibi bu sefer de sırtımı sakatlıyorum. ve ben yine yamuğum doğrulamıyorum dik duramayan insan. abimin tabiri ile yamuk prenses. bir de arkasından gülme sesi geliyor tabi.

benim herşeye dayanan bedenim isyan bayrağını tamamen göküyüzüne saldı. sen dinlenmezsen biz sana sağlık problemleriyle bir dinlence sunarız demek istiyor. ama nafile.

tüm vücuduma bir kalıp mı yaptırsam kemiklerimin başına bir iş gelmesin diye, şöyle hareketi aza indiren birşey. ama hani herşey hareketsizlikten olurdu.

kemiklerim beni eğip bükmeden ya da pul pul olup dökülmeden bir çözüm, yar bana bir çözüm.


2 Nisan 2012 Pazartesi

plaza

bugün çok şaşkınlıkla plaza kelimesinin ispanyolca karşılığının meydan anlamına geldiğini öğrendim. seyahat öncesi hazırlık mahiyetinde okuduğum İlker Özünlü'nün Endülüs adlı kitabında.

meydan, yani insanların sosyalleşmek için gittikleri yer.birilerini görürüz iki çift laf ederiz konuşuruz şurdan burdan, havamız değişir yeri. olmadı geleni geçeni seyrederiz yine havamız değişir. olmadı boş boş  kuşlara böceklere bakarız, yaslarız kendimizi güneşin karşısına ruhumuzu dinlendiririz. bu da biraz yaşlı işi oldu galiba.

biz de ki plaza kavramı daha farklı bir sosyallik sağlıyor tabi anti sosyallik. biz büyük iş merkezlerine ve bazan de gökdelenlere plaza diyoruz. herhalde nüfusa dayalı bir anlayış var bizde. bir binada ortalama bir köy hatta kasaba nüfusu kadar insan yaşıyor çünkü. gel görki kimsenin kimseye faydası olmadığı gibi artık insanların kendilerine faydaları yok.

ne güzel bir ifadeydi " plazalarda yaşayıp plazma televizyon sehyredip ömür tüketiyor insanlar" bir kapalı kutu, kimsenin beynine oksijen gitmiyor.

1 Nisan 2012 Pazar

yorgunum

çooook yorgunum, bu ifadenin arkasına bilinen diğer kelimeleri sıralamayacağım bugün. çok yorgunum dünyanın bütün yükünü omuzlamışım da sanki dört nala koşuyorum bir kısrak gibi. at diyemedim kusura bakmayın bu konuda bazı gerekçelerim var.

çok susuzum dudaklarım kupkuru hep, omuzlarımı dik tutamıyorum  sürekli boynum ve sırtım ağrıyor. bugün bu yorgunluk hat safhadaydı niyeyse. ömrümce hiç dinlenemedim herhalde ve bu gidişle de hiç dinlenemeyeceğim sanırım, ben dinlenmesini bilmiyorum. haftalık iznim çarçabucak bitiyor günün akşam olması nedir ki. yıllık iznim gelmeden önce hep diyorum ki ben de bu yıl yatayım şöyle güneş ışınlarının eğik gelme saatlerinde bir koltukta ama olmuyor. diğer insanlardan ne eksiğim var bilmiyorum. ama harekete alışmış bu bünyeye oturmak yatmak yasak.

kış yorgunluğu diye de bişey vardı galiba, bu o olabilir mi diyeceğim ama benim böyle mevsimsel lükslerim yoktur. ama bugün kışın son günüydü galiba gece başlayan lodos öğleden sonra yağmura dönüştü. bütün lodosların gözü yaşlıdır. şimdi yarın yunmuş yıkanmış arınmış, aydınlık parıldayan bir güne uyanacağız galiba. benim de şimdi tek dileğim bu arınmışlığın bana da geçmesi. sabahleyin beni uyandıran karga umarım sabahı güneşle boyar.

her şey o ispanyol filmdeki gibi aslında. güneşli pazartesiler herkes için.


21 Mart 2012 Çarşamba

büyükşehir

kim  büyük bir şehirde doğmak isterdi ki yahut böyle bir şeye gerçekten gerek var mı artık. büyüdük ve global bir köy olduk en nihayetinde. nerde doğduğunun bir önemi yok, ya biraz fazla karbondioksit solursun çocukken ya da biraz fazla oksijen. ya kendini hiç bitmeyen bir debdebenin içinde oradan oraya savrulurken görürsün ya da hiç bunun farkında değilsindir.

büyükşehir, insanın kanını kurutan bir canavar, biz de prometehus gibi zincirliyiz bir kayaya her sabah yeni bir umutla başlıyoruz, ya da sisifos gibi her gün sırtımızda koca bir kaya kütlesi bir dağa tırmanıyoruz.

şehirle bir alışverişimiz kalmadı esasında büyüdük, eğitimimizi tamamladık. maalesef kimse bir pencerenin önüne oturup etrafı, insanları izlememize izin de vermiyor. nedir bu koca şehirden daha alacağımız diyecem ama biz alacaklı değiliz ki hiç bir zaman da olmadık. bir sayıyım ben bu koca şehirde bazen telaffuz edilen o kadar. ötesi yok.

             BÜYÜKŞEHİR
tanrıça büyükşehir tükürdü attı bizi
bu ıssız taş denizine
bıraktı yüzüstü,biz ki
soluğunu çekmiştik içimize

oruspu büyükşehir bize göz etmişti
yumuşak,çürümüş kollarına girdik
aksak topal geçiyorduk acıyı sevinci
acınmak istemedik

anamız büyükşehir şefkatlidir ve iyi
boş muyuz, yorgun muyuz
o geniş kucağına alır da bizi
ve org çalar bir rüzgar,üstümüzde sonsuz.


WOLFGANG BORCHERT

Borchert'ın güzel şiirlerinin yanı sıra bir de manifestosu vardır. sadece bir parçasını yazayım gerisini bulmak zor olmasa gerek.

"sen. tezgahın arkasındaki kız, büroda çalışan kız. yarın sana el bombalarını doldurmanı ve keskin niçancı tüfeklerine dürbün takmanı emrederlerse , yapacağın tek şey var: HAYIR de!

20 Mart 2012 Salı

hiçlik

koca bir yuvaralağın içinde debelenip duruyorum. sanırım hiçlik hepimizi yutacak yakında. önce hangi semte uğrar sonra kime gelir dayanır bilmiyorum ama kocaman bir canavar yaklaşıyor hiç duraksız, önünü ardına katıp hepimizi yutacak bu aşikar. Michael Ende ne büyük adammış bunu şimdi anlıyorum, ama bizi bu durumdan kurtaracak  yahut varolan durumun daha kötüye gitmesine engel olacak kimse yok. insanların hayalgüçleri artık tükettirme odaklı.

önce insanların yaşam alanlarını yok ediyorlar, sonra boş zamanlarını onlardan alıyorlar. kişiye kalan diğer zamanlar da kontrol altında bu arada, onların tüketilmesini uygun gördükleri mekanlarda, yine onların uygun gördükleri davranışlar icra ediliyor. farklılıklara tahammül gösteremiyoruz, maalesef. maalesef gerçekten çıldırtıcı ve bir o kadar acı bir kelime.

şimdi ben hazır bahar gelmiş kapımı bacamı açıp içeriye temiz hava gelsin, börtü böceğin sesleriyle dolsun, tüller şöyle bir havalansın geniş geniş koltuklarımızda geniş bir denize karşı oturalım istiyorum ama yook bu mümkün değil. bir kere herşeyden önce bu  fiziksel şartları bulmak bir araya getirmek o kadar zor ki.  şehirde yaşam alanı kalmadı, çünkü başkaca yaşam alanları için başkalarının yaşam alanlarına kastetmek serbest.paramız kadar varoluyoruz en nihayetinde ötesi yok.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...