24 Mart 2018 Cumartesi

Yığın

Hazır değil hiçbir şey, herşey darmadağın alabildiğince ortalıkta. Belki böyle olması gerekiyor, kimse ne yaptığımı ne düşündüğümü bilmemeli. Sadece bir oluş, zamanın tüm hülyalarının içinde durarak, değmeden dokunmadan.

Bir kuş sesi duyuluyor, uzaktakini çağıran davet gibi. Yorgunluktan dökülen artık durduğu yere tutunamayan boş bir salınım. Yığınla biriktirilmiş şeyler var kapıların ağzında, ne dışarı çıkarabiliyor zaman ne de içerde tutabiliyor onları. Terki mümkün olmayan ruh hali, kazıyor gövdemi.

Parmaklarım, ellerim mi demeliyim yoksa, hep bir hareketlilik içinde kapının koluna dokunamıyor ama. Geriye doğru sarıyorum düşüncelerimi, rüyalarımı. Beklerken rüyamda birini öldürdüm, merdivenlerden çıktım yokuş boyu, tek odalı bir evin ortasında kalakaldım. Boyanmamış bir odanın içindeydim, kapı olması gereken yerde kocaman bir boşluk vardı. Hiç eşya yoktu ortalıkta ölü de burada değildi. Her yere sinmiş bir acı vardı sadece, ölenin gencecik yaşta akciğerine kastı ne olabilirdi ki.


21 Şubat 2018 Çarşamba

Animal Triste

İnsan yaşamı bazı değişkenlerle beraber düşünüldüğünde alabildiğine karmaşık bir hale gelebilecek bir yapıdadır. Zihnin kıvrımları arasında dolaşan duygular bazan bazı yerlerde kendilerine korunaklı yerler bulup, orada uzunca bir süre kalarak hükümranlığını kurabilir hale gelebiliyor. Takıldığımız nokta genelde yaşamın bizden en çok esirgediği, bir türlü sahibi olamadığımız arzularımız ve isteklerimiz oluyor. Bir sonraki basamağa geçemiyoruz, hep aynı kıvrımdayız kenetlenmiş bir vaziyette duygumuzla beraber kalakalıyoruz.

Dünya'nın yaşanılır bir yer olmasını istiyoruz,
Dünya'nın bizim için yaşanılır bir hal almasını istiyoruz,
Dünya üzerinde kaygısız, güvenli adımlar atmak istiyoruz
Dünya bizim için de dönsün istiyoruz

Dünya'nın umuru mu bunlar, üzerine çizdiğimiz hayali enlemlerin- boylamların bile farkında değil, halbuki biz neler tasarlıyoruz, bir adım ötesine geçemeyeceğimiz çizgi bizim zihnimizde bir duvara dönüşüyor. Duvar. Kitabın ana mevzularından biri hiç kuşkusuz, dünya'nın ortasından yükseltilmiş ve  doğusundaki ile batısındakini keskin bir bıçak gibi ikiye ayırmış. Sen hangi hayalin peşinden koşarsan koş duvar seni bekler bir savrulmadan bir çarpılmaya zaman akar. Berlin, ikiye bölünen kent    
yaşanmış tüm kırık dökük hikayeleriyle bir baş yapıt.

Zihnimizde olur her şey, yaş alırız , hiç bitmesini istemediğimiz bir anı yıllarla beraber süsleyip püsleriz. Yıllar anların aktarımıyla çoğalır, kendinden menkul bir hafıza hep aynı anıyı püskürtür yüzeye, sıcak bir doku yayıldıkça yayılır dışımıza. Sorsak bulabilir miyiz cevabını acaba hayır yani nedir, ne menem bir şeydir şu yaşam, hayat dediğimiz karmaşa. Biz durmadan durmayacak gibi ama öyle de değil.

"Hayatta aşktan başka hiçbir şey kaçırılmaz" demiş yazar Monika Maron hem de bolca söylemiş bunu geniş yapraklı bitkilerin arasında uzanırken hayatta kaybedilmeyecek, vazgeçilmeyecek olan yegane şeye dokunmuş.

Romanların içinden geçen şehirleri seviyorum, şehrin görüntüsünün içinde yer bulduğu kitapları, hayatın, aslonanın bir parçası olarak anlatılan şehirlerin, kasabaların yazarlarını seviyorum. Bir kitap okudum ve çok sevdim.


"İnsan yaşama aittir".

Monika Maron / Animal Triste

20 Şubat 2018 Salı

Kabuk

Kabuğun altına sızmaya çalışıyorum
Bir kara parçasından diğerine yalınayak
Söylenmemiş bir sözün karşısındayım
Duymayacağım asla bir sevinç
Pürtelaş salınımlı günler boyu

Kalbim hep atar yorgun bir elin altında
Kendisinden çıkmamıştır hiç dışarı
Günler ve geceler boyu
Zamanlı zamansız sürüklenir
Koca bulutların ardından bir el ederek

Açmaz ki kabuk kendini
Girip bakayım içeri
Günlerin hatırına geceler
Gecelerin hatırına gündüzler biriktirdim
Bir adımlık mesafeyi alamadım

16 Şubat 2018 Cuma

harita

Haritalarla dolu bir odada
Nehirleri birleştiriyorum
Alttan alta
Mavi kıvrımlar geziniyor
Gördüğüm bütün boşluklarda
Dağlardan aşağıya uçurum kenarlarına
Her yere ulaşıyor kolları
Sarıp sarmalıyor Dünya'yı

Ah,bir bilsem bunun neden yapıyorum
Vazgeçeceğim her şeyden
Bir harita odasında
Kayboluyorum iyice
Ne yana gideceğimi bilemiyorum






25 Ocak 2018 Perşembe

Bulut

Başka alemlerin rüzgarları esti bütün gün
Sisten göz gözü görmüyordu halbuki
Sarayın avlusuna kurulmuş bir alay
Dünden kalan kelimeleri çoğaltıyor

Kum tanesinden hesap soruyoruz
Dağın ardı uçtu sanki bilinmez bir engine
Ellerim yoktu, zihnim kendini kilitledi içeriye
Bir bulutun üstünden uçuruma bakıyor gözlerim

Yersiz bir cümlenin sonundayım
Zamanı kırılan ışıktan biliyorum
Bir akıntının kalbinde hesapsız kalakaldım
Ne bulut ne rüzgar bir sis sürüklüyor beni







23 Ocak 2018 Salı

Deniz

Dağlardan inen su yoluna kurulmuş
Pireli bir yatakta uyku kovalıyorum
Etrafı denizle çevrili bir köydeyim
Meydanda akşamki yüzler
Sokağın başına sinmiş bakışlarla etraftalar
Kaybolduğum köprüden bir daha geçiyorum
Yolu şaşırmıyorum bu sefer
Suların çizgisini takip ediyorum denize doğru

Güneşin ışıltısı suların üstünde
Ufka doğru her yer tuz
Dokunduğum taşlardan parmaklarıma geçiyor
Her yanım beyaz bir tabakayla örtülüyor
Pullarından damlayan ışıltı beni sarıyor

Geceler uzuyor yanıp yanıp sönerken
Denizin içinde parıltılar
Gözlerim dalıyor bir hayali tutmak istercesine
Hangi deniz terkeder kıyısını















22 Ocak 2018 Pazartesi

Düş

Dikiş yerlerinden ayrılıyor rüyalarım
Günışığı sızıyor her yana
Gecenin getirdiklerini götürüyor gün
O yüzden hep eksik kalıyor içimde
Döngüsünü tamamlayamayan düşler

Suların ışıltısında dolaştırıyorum gölgemi
Rüzgardan daha yakınım sanki yüzeye
Mesafeler, herkese uzak kırılganlıklar
Söğüt dallarının yakarışı belki
Beni çağırıyor ormanın en derinine

Bir uçuruma bakar gibi bakıyorum oysa
Yok olmak pahasına
Ormanın en kuytusu
Rüyaların başlangıç noktası







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...