26 Mart 2017 Pazar

sağanak

Bir sağanakla uyanıyorum
Rüzgar geçiyor içimden
Tadını unuttuğum sesin
Boşlukta sallanıyor yalın ayak

Dünyanın karanlık yerlerine kaçıyorum
Kimsesiz limanlardan gemilere biniyorum
Yıldızlar sürükleyecek beni
Taa oraya, gökyüzüne bakıp bakıp
Kendine yurt edinememişlerin yanına

Ellerim kanıyor bir gülün solan ömründe
Tekrar tekrar uyanıyorum
Hayata sığmayacak başlangıçlar
Zamanın dize gelmez çocukları
Hep ölümü tekrarlıyor halbuki

Fırtınanın kasnağından
Bir yaşam sökülüyor
Gökyüzünü alaşağı etmiş şimşekler

Bir şey gözlerimi ele geçiyor
Sislerle kaplı bu şehirde
Yalnızca bir ses bekliyorum
Tepelere tırmanan göğe kavuşan bir ses
Unuttuğum bir şeyi fısıldayacak bana

Ellerini ne zaman hatırlasam
Bir perde kendine doğru çekilir

Tanrıların hiç olur demediği
Bir hayal sürükleniyor ardımdan
Ayak izlerime denk
İzlerini her yerde karşılıyorum.
















16 Mart 2017 Perşembe

yaprak

Tarihi çok iyi hatırlıyorum. Bir poşet dolusu yaprağı bir kutuya koydum tekrar doğaya dönecekleri zamana kadar benimle kaldılar. Çoğu zaman karanlık ve soğuk olan odada.

Herkes acele ederken hayatı yakalamak konusunda, yokuş yukarı oturup çıkmaya engel donmuş bir zamanın içinde durmaya zar zor cesaret edebiliyordum. Korkaktım hep. Hep çok cesur görünmenin korkaklığını gizli bir ben gibi derimin altında tutuyordum.

Yer yer hangi yerde olacağı bilinmez ortaya çıkıyordu korkaklığım. Tik tak korkuyu büyütüyordu. Bacağıma bir çengel saplanıyordu, kıpırtısız bu rüyanın nerden geldiğini kestiremiyordum. Yaşamın sorgusu, ölmüş zaman dilimlerini biriktiyor, yedeğinde bir hayat ancak bir nefesle mümkün olabiliyor.

7 Mart 2017 Salı

Kronos

Tekrarlarla beraber
Zamanı büyütüyorum
Gözlerim bir şeyleri saklıyor
Hep bir çocuk hevesliliğinde
İçim

Müptelası olduğum sokaklar
Başka bir dünyaya açılan pencereler
Önünü arkasını unuttuğum bir hikaye
Başka bir yolda ilerliyor

Sokakların akşam alacasında
Sarı ışıklar karanlığı bastırıyor
İnceden duyulan klakson
Eve gitme telaşları

Hep umulur bir köşenin yamacında
Bir masanın arkası dönük iskemlesinde
Bir kalbin yorgun bir elin altında atışında

Anlaşılır bir acemilik
Parmakların arasında


27 Şubat 2017 Pazartesi

Ağrı

Hava bozdu. Dünden geriye bir şey kalmadı. Kitapları açık bırakıp yerimi değiştiriyorum sürekli, hazırladığım ada çayını içmeyi de unutmuşum.

Bir okyanusun ortasındaki adaların isimlerine bakıyorum bir avrupadaki şehirlerin denize olan uzaklıklarını hesaplamaya çalışıyorum.

Asıl çabam sırtımdaki acıyı unutmak, içerden tedavi etmeye çalışıyorum ada çayındaki etkin maddeye güvenerek.

Her şey gelip aynı hiç'e dayanıyor. Ne yapsan olmuyor.


23 Şubat 2017 Perşembe

İstasyon

tren ne zaman hareket edecek bilmiyorum. Bekledikçe dudağımın kenarındaki uçuk büyüyor sanki. Bekledikçe her şey ağırlaşıyor da. Ben ağırlaşıyorum. Bilmediğim, farketmediğim bir yük sırtıma konmuş gibi. Ayaklarım yere daha çok basınç uyguluyor, gözlerim rayları her an yerinden oynatabilir sanki. Bir düdük sesi bekliyorum, sonra trenin tekerleklerinin üzerinde bir alçalıp bir yükselerek tekerleklere ritmi veren o demir parçasının sesini duymak ve hareketi hissetmek.

Müthiş bir şey, raylarda bazen bir caz kopuyor.

Uzaklara bakmayı seviyorum, tepelere doğru engebeli araziyi, kıvrımları, renk değişikliklerini takip etmeyi. Tepelerden aşağıya bakmayı da seviyorum, azalan ışığı kaybolan renkleri. Karanlığın çökmesiyle büyüyen belirsizlik, sadece ses olma çabası.

Belki bir iki yıldız.

 Rayların temasından fışkıran tiz çığlık, uykuyu bölüp bilincin altına giden yolları kesiyor.  Ayırdına varamıyorum camlara çarpan ağaç dallarının uykusuzluğunun benim  uykusuzluğum üzerine etkisine. Sarsıla sarsıla arkamda bırakıyorum görüntüleri, zamanın masasından bir nefes daha uzaklaşıyorum.




21 Şubat 2017 Salı

toprak

Güneşte bekletiyorum
Biraz daha uzun bakabilmek için
Hafiflemiş görüntüsüne
Acıyı toprağa vermek lazım

Sakin bir at sırtındayım
Rüyamda
Kokusunu hiç unutmadığım
Bir şeyler oluyor
Ayaklarımın altında

Rüzgarı çiğniyorum
Nefesimi tutuyorum
Kaybolmuyor görüntü
Azalmıyor sırtımdaki acı

Sağrısında kuzguni siyah
Varolmayan ülkeye sürükleniyor
Anlaşılmayan gök
Toprağa dökülüyor

Toprağın kokusu
Havadaki acıyı topluyor
Herkesin omzundan dökülüyor
Elden ele uzanan acı




4 Şubat 2017 Cumartesi

Tel dolap

Tel dolapta saklıyorum, ortalarda bırakamadıklarımı. Ben dahil kimse görmüyor onları artık, yeraltına çekilmiş yasal olmayan bir durumları var. Zamanın kırılganlığı, asimetrik yapısı  bir toz tabakası olarak çöküyor üzerlerine. Ortalarda olmama hali, gelişi güzel boşluğa çizilmiş bir resim gibi, kimse bakmıyor yahut ilgilenmiyor boşluğun büyüsü ile.

Akerdeon sesiyle doluyor her yer , zaman aralanıyor sanki bu sesle. Çarpık bacaklı çirkin çocuklar şarkı söylüyor meydanın en geniş noktasında, susturamıyorum. Güneşli odaların geniş pencerelerinde zaman çözülüyor.

Bir parçayı daha sürüklüyorum kendimle, tel dolaba. Dağılan nesnelerin parçaları yansıyor duvarıma.




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...