hep bir yola çıkıyorum. Bekliyorum sonra. Bekliyorum yine. Bekliyorum tekrarlarcasına hayatı. Tekerrür mü. Tefekkür mü. Tecessüs mü. Yoksa bir tevessül mü bu.
Yo oyun oynamıyorum, sahne yok ki ortalıkta. Eskiden böyle düşünürdüm bir sahnedeyiz. Biz sahnedeyiz, rolümüzü icra ediyoruz, layıkıyla. Sonra sahne fikrinden de oyunculuktan da vazgeçtim.
Bir sıkıntı mı büyüttü beni, yoksa bir sabrın dolmamacasına yüklenen suyu muydum. Taşmadı bardak, ıslanmadı hiçbir yer. Kuru kaldık nesiller nesiller boyu. Yetmedi suyumuz, tuzumuz, dussuzluğumuz.
Kaçırdı aklını faniler, döndü dünya bir kez daha kendi etrafında, çıktı güneşin karşısına büyük bir kabullenişle.
İşte ben.
30 Haziran 2015 Salı
24 Haziran 2015 Çarşamba
İğne
iğne arıyorum. İğne mine ucu düğme.....ama bu iğne arama şarkısı değil. İğne aramanın şarkısı türküsü yok. İğneyi büyük bir sessizlik ve huşu içinde aramak gerekiyor demek ki.
İğne aramak için yahut bir iğneyi bulmak için önceden düşünmüş olmak ve bir karar vermiş olmak da gerekiyor. Bana niçin bir iğne gerekli, bu çok detaylandırılabilecek cevaplar içeren bir soru aynı zamanda. Bir şeyi bir şeye eklemek için iğne arıyorum.
Ama iğne ne zaman elime geçse,parmaklarımın arasında dursa hep yumuşak bir bir yere sokulmak istiyor. Yumuşaklığın içinde kaybolmak, etin içinde yol almak tutkusu onunkisi. Metal yorgunluğunu atlatabilmek, eğilmez bükülmez yapısının ötesine geçebilmek için etin içine gömülme hasleti.
Bir iğneye ev sahibi olmak. İğnenin soluksuzca dolaşması bir bedenin içinde. Yer değiştiren gölge misali yerini sevmeyen yadırgayan iğnenin can yakan macerası.
Olurya dikiliverir birden içinizde bir şey, batar aniden, irkilir neye uğradığınızı şaşırırsınız. Bir iğne çıkmıştır, toğunuzdan yukarılara doğru.
İğne aramak için yahut bir iğneyi bulmak için önceden düşünmüş olmak ve bir karar vermiş olmak da gerekiyor. Bana niçin bir iğne gerekli, bu çok detaylandırılabilecek cevaplar içeren bir soru aynı zamanda. Bir şeyi bir şeye eklemek için iğne arıyorum.
Ama iğne ne zaman elime geçse,parmaklarımın arasında dursa hep yumuşak bir bir yere sokulmak istiyor. Yumuşaklığın içinde kaybolmak, etin içinde yol almak tutkusu onunkisi. Metal yorgunluğunu atlatabilmek, eğilmez bükülmez yapısının ötesine geçebilmek için etin içine gömülme hasleti.
Bir iğneye ev sahibi olmak. İğnenin soluksuzca dolaşması bir bedenin içinde. Yer değiştiren gölge misali yerini sevmeyen yadırgayan iğnenin can yakan macerası.
Olurya dikiliverir birden içinizde bir şey, batar aniden, irkilir neye uğradığınızı şaşırırsınız. Bir iğne çıkmıştır, toğunuzdan yukarılara doğru.
16 Haziran 2015 Salı
bağır
Bir gün bir kadın tanıdım ve hayatım değişti. Nedense böyle cümleler kuramıyoruz, halbuki ben Susan Sontag'ı tanımasam hayatım eksik kalırmış diye düşünüyorum. Hayatım dediğim öyle çok değil elbet yaşadığım gençlik yılları kadar çalışma hayatı yılları var bir de. Çalışmak insan hayatını insan kişiliğini sabote eden bir şey. geriye dönüp saysam ve kendimi hep geçmişte bulduğumu da üstüne eklesem hiçbir şey çok gelmiyor. Az yaşamışım yani. Sanki herşey dün gibi. Benim dünlerim. Bir girdap.
uzun yıllar geçti , daha da geçecek belki kim bilir. Uzuyan günlerin hesabı soruluyor da yılları daha uzatabilir miyizin hesabı çok yapılmıyor.
Bana ne sirayet etti bilmiyorum, bilincimi bir kadının hoyratlığı da tutuyor olabilir, bir kadının teni de. Bir aradayız şimdilik. Öyle bir denizin içinden içinden bakıyorum , arapça deniz ne demek bilmiyorum, tuz gözümü yakıyor.
uzun yıllar geçti , daha da geçecek belki kim bilir. Uzuyan günlerin hesabı soruluyor da yılları daha uzatabilir miyizin hesabı çok yapılmıyor.
Bana ne sirayet etti bilmiyorum, bilincimi bir kadının hoyratlığı da tutuyor olabilir, bir kadının teni de. Bir aradayız şimdilik. Öyle bir denizin içinden içinden bakıyorum , arapça deniz ne demek bilmiyorum, tuz gözümü yakıyor.
15 Haziran 2015 Pazartesi
kelime
Safiyane,
Harabiyet,
Masuniyet,
Diğerkam,
Hüsnükabul,
Direngen,
Zımni,
Kendime yeni sözcükler buluyorum, yeni anlamlar kazandırıyorum dünayaya. Herşey değişiyor bütün anlamlar. Algının kapısında nöbet tutuyorlar, örülmüş duvarların geçitsizliğinde, mimarın koymayı unuttuğu çıkışsız odalar. Kelimelerle açılıyor kapılar, kelimelerle yol alıyor gemiler bilinenin aksine. Kelimeler kelimeler kelimeler. Buralardan oralara nasıl gelinir.
Harabiyet,
Masuniyet,
Diğerkam,
Hüsnükabul,
Direngen,
Zımni,
Kendime yeni sözcükler buluyorum, yeni anlamlar kazandırıyorum dünayaya. Herşey değişiyor bütün anlamlar. Algının kapısında nöbet tutuyorlar, örülmüş duvarların geçitsizliğinde, mimarın koymayı unuttuğu çıkışsız odalar. Kelimelerle açılıyor kapılar, kelimelerle yol alıyor gemiler bilinenin aksine. Kelimeler kelimeler kelimeler. Buralardan oralara nasıl gelinir.
19 Mayıs 2015 Salı
Renk
çok renkli hayatımızın siyah beyaz günlerine mi geldik, nedir bu sessizlik. Renkli bir ırmak gibi çağlar nereye akacağımızı bilemezdik halbuki, yatağını bulamamış suyun çağıl çağıl dökülmesi misali ordan oraya rüzgarla savrulur, nereye konacağını bilemeyen bir damla gibi pat diye boşluğa düşerdik.
Nicedir yalnızca bir boşluğu duyumsuyorum. Hep bir kayanın üzerinden yahut büyükçe bir taş kütlesinin üstünden düşüyorum. istemsizce ayaklarım beni sürüklüyor, kollarım yanıma düşüyor, belli belirsiz bir sıcaklık akıyor ayaklarıma doğru. Bir görüntüyü tutmaya çalışıyor gözlerim zihnimde, herşey ne kadar da yamuk.
Bazan çıkardığımız gürültüden kendimiz korkar , etrafa verdiğimiz desibeli yüksek titreşimin halkalarına bakardık. İçre bir şey miydi bu kadar sanki kendisi, biz böyle halka halka iç içe geçen daireler oluşturdukça içten dışa doğru mu yoksa dıştan içe doğru mu çekildiğimizi bilmeden düşerdik.
Nicedir yalnızca bir boşluğu duyumsuyorum. Hep bir kayanın üzerinden yahut büyükçe bir taş kütlesinin üstünden düşüyorum. istemsizce ayaklarım beni sürüklüyor, kollarım yanıma düşüyor, belli belirsiz bir sıcaklık akıyor ayaklarıma doğru. Bir görüntüyü tutmaya çalışıyor gözlerim zihnimde, herşey ne kadar da yamuk.
Bazan çıkardığımız gürültüden kendimiz korkar , etrafa verdiğimiz desibeli yüksek titreşimin halkalarına bakardık. İçre bir şey miydi bu kadar sanki kendisi, biz böyle halka halka iç içe geçen daireler oluşturdukça içten dışa doğru mu yoksa dıştan içe doğru mu çekildiğimizi bilmeden düşerdik.
12 Mayıs 2015 Salı
Kaçış
Zehrimden kaçıyorum. Şehrin altında dolaşıyorum, bazan de çatılarda geziyorum. İnsan kıpırtısından, insan görüntüsünden uzakta kalmaya çalışıyorum.
Bir parça hoş kokunun üzerine zehrimi sıkıyorlar, kapanımı kuruyorlar. Sınırlı bir alanda yaşıyorum, uzaklara gidemem, dönüş için yolumu bulamam çünkü. Gerçi gidince arkamda dönmek isteyeceğim bir yer bırakıp bırakmayacağımdan çok da emin değilim.
Bir evin, bir odanın sınırlarında dolaşmak, dolap arkalarına saklanarak yaşamak, ışıksız rutubetli duvarların diplerini mesken tutmak sonra, günışığının kokusunu duyumsamadan. Duvar köşelerine çöken zamanın kokusu, arkamdan kovalayanlardan biri de o. Ama gidemiyorum saklandığım karelerin içinde çivilere tutunmuş ipler gibi ağlar örüyorum, görünmez ağlar, görünür olup boynuma dolanıyorlar.
Burdayım işte bu odanın içinde, yorganımın üstünde bağdaş kurmuş ilk düğümsüzlüğü bekliyorum.
Bir parça hoş kokunun üzerine zehrimi sıkıyorlar, kapanımı kuruyorlar. Sınırlı bir alanda yaşıyorum, uzaklara gidemem, dönüş için yolumu bulamam çünkü. Gerçi gidince arkamda dönmek isteyeceğim bir yer bırakıp bırakmayacağımdan çok da emin değilim.
Bir evin, bir odanın sınırlarında dolaşmak, dolap arkalarına saklanarak yaşamak, ışıksız rutubetli duvarların diplerini mesken tutmak sonra, günışığının kokusunu duyumsamadan. Duvar köşelerine çöken zamanın kokusu, arkamdan kovalayanlardan biri de o. Ama gidemiyorum saklandığım karelerin içinde çivilere tutunmuş ipler gibi ağlar örüyorum, görünmez ağlar, görünür olup boynuma dolanıyorlar.
Burdayım işte bu odanın içinde, yorganımın üstünde bağdaş kurmuş ilk düğümsüzlüğü bekliyorum.
25 Nisan 2015 Cumartesi
Magribi
Magribi. En uzak batı. Her dilde aynı cevap. Çöle çadır kuruyorum, tek perdelik bir gösteri başlayacak birazdan. Zamanı belli değil, tumturaklı bir şey, her dem yaşananından. Ayaklarım kuma değiyor, sıcak, daha içeri daha içine girmek istiyor. Kumun içinde bir şey, her gece görülen düşün ötesinde, düş gördüren bir şey var.
Sıcak, kaplıyor her yanı. Taşlar parçalanıyor, gece ayazında, yuvarlanmadan sakince olduklara yere düşüyorlar, kıpırtısız, sessiz.
Sıkışmış taç yaprakları, birbirlerinin gölgesine sığınmışlar, en dıştaki pörsütmüş kendini yer yer delikler açılmış böğründe. Bu sıcak havaya çıkmamalıydık diye düşünmek niye, dışardayız. Bir tente bir masa arayışında, bu dağlar hep karanlık mı olur, bu mevsime özgü müdür yoksa bu karanlık. Bir tren ıslığı duysak da dağıtsa tüm kıpırtısızlığı.
Bir gidemeyişin arefesinde, çölünü özleyen bedevi gibi hissediyorum kendimi. Fas yolculuğu başka bahara kaldı yine.Bizim dar sokakların, bizim sarının peşine düşeceğim mezopotamya'nın ağzına gideceğim ben de.
Sıcak, kaplıyor her yanı. Taşlar parçalanıyor, gece ayazında, yuvarlanmadan sakince olduklara yere düşüyorlar, kıpırtısız, sessiz.
Sıkışmış taç yaprakları, birbirlerinin gölgesine sığınmışlar, en dıştaki pörsütmüş kendini yer yer delikler açılmış böğründe. Bu sıcak havaya çıkmamalıydık diye düşünmek niye, dışardayız. Bir tente bir masa arayışında, bu dağlar hep karanlık mı olur, bu mevsime özgü müdür yoksa bu karanlık. Bir tren ıslığı duysak da dağıtsa tüm kıpırtısızlığı.
Bir gidemeyişin arefesinde, çölünü özleyen bedevi gibi hissediyorum kendimi. Fas yolculuğu başka bahara kaldı yine.Bizim dar sokakların, bizim sarının peşine düşeceğim mezopotamya'nın ağzına gideceğim ben de.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)