3 Temmuz 2013 Çarşamba

patti/.çocuk

patti. patti smith. bugün Hamlet gömleğimi giyip senin Hayalperestler kitabını  aldım. beyaz gömlek ikimize de çok yakışıyor, hep dağılmış saçlarla birleştiriyoruz onları. saçlar, hiç bir zaman düzgün olmamalı. ve tekrar başladım okumaya. şimdi de şarkılarını dinliyorum. aramızdaki benzerliklere devam mı etmeli ben hala aynı olan ilk iş deneyimimizi sürdürüyorum.

basit sorular soruyoruz cevabını alamadığımız. çocukken de böyleydi bu, renkli misketler dünyası, çayırlar, çalılardan  ağaçlardan oluşmuş sınırlar. gece göğü daha bir aydınlatırdı içimizi sanki, ya da yukardaki ile konuşmanın en müsait olduğu an. ay'a yıldızlara bağlanmak. ama yine de beyaz bulutlarla kaplı gökyüzü bizi sokağa, dışarıya bağlardı çocukken.

bir hayalin bir tutkunun peşinde yıllarımı harcayabiliyorum. bir kaç hafta sonra ben de Rimbaud'nun mezarını ziyaret edeceğim. Cehennemde Bir Mevsimde'den bir parça "Yakacak ciğerlerimi deniz havası; yağızlayacak derimi yitik mevsimler. Yüzmek, avlanmak, ot dövmek, özellikle tütün tüttürmek; kaynar madenler gibi sert içkiler içmek ateşlerin çevresinde yaptıkları gibi atalarımın. Geri döneceğim, demirden kollar ve bacaklarla, kararmış derimle, öfkeli gözle: Güçlü soydan olduğumu düşünecekler , yüzüme bakarak. Altınım olacak: Aylak ve kaba olacağım. "

biriktiriyoruz, bağımlılık derecesinde olmasa da bir takım objelerin tutkunuyuz. özellikle eskinin vazgeçilemeyen hatıralar. bir kutuyu açarsın ve dönmek zor olur tekrar şimdiye. geçmiş takipte.




çünkü hep geceydi.






27 Haziran 2013 Perşembe

vazgeç

bugün bir şeyler oldu, yeni vazgeçişlerin önünde durdum, uzun uzun baktım onlara, renklerine, biçimlerine. yakınımdalar mıydı hep. bunca zaman fark edememişim. vazgeçmek, azade olmak, tercih etmemek. katip bartleby. bir çığlık.

nereye gitmiştim ben, nerde kalmıştı, hangi kaldırımlara dökülmüştü düşüncelerim. ben susarken kaldırımlara bir şeyler dökülüyormuş, böyle demişti biri hatta yazıp bana vermişti yazdığı kağıdı.

ben susarken dökülenler, kaldırımlara.

kaldırımlar hareketlidir ve konuşkan, üzerine şiir de yazılmıştır.her düşeni de kabul etmezler kanımca. kaldırım hayat kaldırıma yat da yazmıştı başka bir kağıda. ama ben susmaktan hiç vazgeçmedim. geceleri eşkıyalar basar halbuki köyleri konuşmak lazım, konuşmak. ses sese
karışsın. kendime yazdığım monologlarım kadar, içimde biriktirdiklerime yazdığım diyaloglarım da var.

"yüzlerimizdeki kırışıklıklar, biz evde yokken kapımızı çalmış olan büyük tutkuların, günahların ve sezişlerin kayıtlarıdır." w. benjamin








22 Haziran 2013 Cumartesi

tante rosa

ben niçin hep kendimi Tante Rosa gibi hissediyorum. hayatta hiç bir şeyden ders almasını beceremeyen biriyim. ama hep mi mağlup, yenik. bir şeyin kazananı olmak da değil isteğim ama niye elimizde patlayan bir dünya.

tante rosa, bir oluştur aslında bir kadının içinde kimileyin çok kimileyin az olan. düşler kurdukça çoğalan, kurallara uydukça da azalan bir oluş. insanın en saf ve trajik hali, trajedinin içinde yer alan komedi hatta. çok güldürür çok düşündürür aslında olmayacak olan da değildir hikayesi. saflıktan gelen bir iyi niyet, yaşama arzusuyla beraber baş edemediği düşler. döndürülemeyen dünyanın köşelerinde içbükey serzeniş.

" Ama yaşamak zorunda olmak, sürdürmek, ısrar etmek. Sevebileceğim tek aşağılık, tek salak kendimim-kendimim-kendimim."

"Herkesin sadece bir kez boğulma hakkı vardır. Ya ben; boğul babam boğul, sonra yine de yaşamakta devam eder bul kendini."

"Tante Rosa, bir hayat boyu, acılardan, sevinçlerden, buruk ve bayıltıcı tatlardan, çok yorularak ve yaşlanarak, çirkinleşerek edinebildiği bu son toprak örtüsünün çıplak bir betona dönüştüğünü gördü. Haykırdı, haykırdı, elbet..."

"Tante Rosa bütün kadınca bilmeyişlerin tek adıdır." "Tante Rosa yanlışa verilen addır."

" Önemli olan istektir, hiçbir istek diğerinden soylu değildir, değildir,"

Tante Rosa, hayatının hiç bir aşamasında öğrenememiştir, başaramamıştır ne anlaşılmıştır ne de ödeşmiştir. kendi kendini sevmiş, kendi kendine sevilebilmiştir.


ansızın beliren mutlu sonlar yok hayatta. tante rosa yaşamakta ısrar ediyor.

ısrar hayatla inatlaşmaktan, ondan bir şey koparmaktan gelmiyor ama, ısrar etmekten başka şans yok gibi yaşayacaksın, yaşayacaksın. yaşam bize bahşedilmiş bir şeymiş gibi sunulurken, idare dünyasının ötesine geçemiyoruz. romantik bir hayalperest, yıkılan dünyanın yerine yenisini dermeye çalışır, gözyaşı ile.

Sevgi Soysal her zaman aşık olunacak kadın.


20 Haziran 2013 Perşembe

manolya

gözümü açtım. hafızam yoktu. nerde olduğuma dair herhangi bir fikrim de elbette. hafif bir alacalık vardı odada, güneş daha kendini göstermemişti anlaşılan. duvarlara baktım , yatağa, yattığım yere hayır tanıdık değildi hiç bir şey. yataktan çıktım. başkasının sabahına mı uyanmıştım. üzerimdeki pijamalara baktım oldukça kalınlardı. mevsim, soğuk bir kış günündeydik anlaşılan. duvar boyunca ilerleyip koridoru geçtim. önümdeki kapıyı açınca aydınlık bir odaya girdim. bu odaya daha evvel gelmiştim. ama şimdi buraya neden ve nasıl gelmiştim.

hafızam arada beni terk ediyor ama bunu bilinçli bir şekilde mi yapıyor onu bilmiyorum. ben durumu manolyaya bağlıyorum. taç yapraklar açıldıkça zihinde bütünlük kalmıyor. ve kurbağa yağmıştı çocukluğuma.





manolya. güzel  filmdi. kesişen yazgılar şatosu, hepimizin öyküsü birbirine bağlı, ne kadar farklı hayatlar yaşıyor olsak da, hayatlarımız birbirinin içinden geçiyor. z'ler çizerek.

benim hali hazırda bir  z'm var, dizimde, çocukluk hatırası. hafıza en dipte dolaşıyor her zaman ki gibi.














16 Mayıs 2013 Perşembe

hasret

binbir yeşil rahiyası çekiyorum, oksijen dolaşsın diye damarlarımda.
bir hasret çöktü içime. birilerini yolcu etmiş  gibiyim uzaklara. yağmura hasret topraklar olduğu gibi toprağa hasret yağmur da vardır en nihayetinde. neden kendimi sürekli olarak çölünü özleyen bedevi gibi hissediyorum. hep olmamışlık hali, eksik bir parça.

yıllarla beraber yıllarca beklenen şey. uzağında olduğumuz şeyin kıyısına varamamak, vuramamak. denizler kentinde çöl hasreti.

yıllarca denizden bir adam çıkmasını bekledim, geldiği kıyıyı özlemiş bir adam. karşımda bir ada var, baktığım açıklıktan gördüğüm ada mahpusluğuyla ünlü.ya da bir zamanların İstanbul'unda köpeklerin sürgün edildiği ada da diyebiliriz. istenmeyenin gönderildiği yer. ada.

sağ salim kavuşsak da bitse bu hasretlik.



9 Mayıs 2013 Perşembe

acı

başkasına anlattığımız kendimiz ya da başkasına anlatırken öğrendiğimiz kendimiz. türlü türlü hallerimiz var, herkese anlattığımız başka bir yanımız başka bir halimiz.unuttuklarımız unutmak istediklerimiz, hafızamızdan sildiklerimiz. insanlarla paylaştıkça varoluyoruz sanki bir de. yaşadıkça değil de anlattıkça varız. bizi dinlemeyen birine söyleyecek sözümüz de yok anlatacak meramımız da.

dinlediklerimizle büyüyoruz da elbet, anlat ki bileyim anlat ki duyayım, yeryüzündeki acının derinliliğinin farkına varayım bir kez daha. anlatmaktan söz etmiştim deme ama asıl olay dinlemek, usturupluca...

bazan kimsenin duygusu bana geçmesin istiyorum, başkasının, ötekinin, duygusunun ağırlığı, gelmesin yapışmasın kalmasın üzerimde. üzerimde, etimde çentikler var çarpı çarpı desenler oluşmuş, sızlar da kimileyin.

bugüne bir acı doğurdum adeta, her şeyin yolunda gittiği ama tek bir beklenenin olmadığı bir gün. kalbin krizi.






































                 "Ben herkese varım, Başka türlü olmuyor inanmayın" T.Uyar


1 Mayıs 2013 Çarşamba

sanılarak yaşanmıyor

kendimi bir kurt sanırdım eskiden, aysız gecelerde mağrur durur, bir hasret gökyüzünü seyrederdim. mehtaplı gecelerde hep seni andım hesabı ben de beklerdim ay şöyle tabak olsun gökyüzünde ışısın, ısıtsın içimi diye. dolunay günlerinde huzursuz olan insanlar var bilemiyorum tabi tam olarak insan yavrusunun psikolojisini, neyden nerden ne kadar nem kapar, huzursuz ruhuna kılıf mı arar.

ama ben kendimi kurt sanmadan önce köpek de sanmıştım, fakat bu kurt hadisesi geçince ben bir dönem kendimi kızılderili de sandım.

sanal dünyalar yaratmıyorum kendime yalnızca sanıyorum, varsayalım ismail misali. bir yanılgı değil mi bizi bu kadar yaşatan.

sanılarak yaşanmıyor da demiştim yıllar önce, ama bu neyi ne sandığınla da ilgili olabilir. kendi içinde kişinin kendini bir şey sanmasının kimseye bir faydası yok tabi.

güzel sesli bir kadından kurtlu bir şarkı.


http://www.youtube.com/watch?v=V4wHMORwlHY


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...